← Blog Hitabet · Diksiyon · Köşe Yazısı

"Ee" ve "Yani" Bilimi

Yazan: Mert Palavaroğlu  ·  Sunucu, MC, Master of Ceremonies

Her hitabet eğitiminde aynı tavsiyeyi duyarsınız: "ee" demeyin, "yani" demeyin, "aslında" ile başlamayın. Dolgu kelimeleri konuşmanın düşmanı olarak görülür. Ve bunun bir haklılık payı var: bazı araştırmalar, dolgu kelimesi sık kullanan konuşmacıların — içerik aynı kalsa bile — daha az güvenilir, daha az yetkin ve daha az hazırlıklı algılandığını gösteriyor. Dinleyici bir kez "ee"leri fark etmeye başladığında, mesajdan çok o boşluklara odaklanıyor.

Ama madalyonun öbür yüzü daha az biliniyor.

Dilbilimciler, "ee" ve "um" gibi dolgu seslerinin bazı durumlarda dinleyiciye yardımcı olduğunu da gösterdi. Bu sesler, gelecek kelimenin biraz daha karmaşık veya beklenmedik olacağına dair küçük bir sinyal veriyor; dinleyici bu sinyali aldığında, sonraki kelimeyi tanımaya zihinsel olarak daha hazır oluyor. Yani bu duraklamalar bazen iletişimi bozmuyor, tam tersine konuşmacının düşünce sürecine zaman tanırken dinleyiciyi de bekletmeden bilgilendiriyor.

Üstelik bu sesler tamamen gelişigüzel de değil. Konuşma analizleri, dolgu kelimelerinin konuşmacının "sözü bırakmadığını", sırayı henüz başkasına devretmediğini belirtmek için de kullanıldığını ortaya koyuyor — bir tür trafik sinyali gibi.

Peki gerçek tavsiye ne olmalı? Dolgu kelimelerini tamamen yok etmeye çalışmak, hem gereksiz hem de imkânsız bir hedef. Asıl mesele sıklık ve bilinçlilik. Dakikada birkaç "ee" doğal; cümlenin her boşluğunu doldurması gereken bir refleks haline gelmesi sorun.

"Hitabette hedef, sessizliğe tahammül edebilmek — bir 'ee' yerine, bazen sadece bir nefes almak yeterli."

Karşınızda kimler var ve siz o an ne anlatıyorsunuz? Yeri gelirse "eee" de denir, "ıııı" da denir. Anlaşılalım yeter, gerisi teferruat :)

Etkinliğiniz için Konuşalım

Kurumsal etkinliğiniz, ödül töreniniz veya organizasyonunuz için profesyonel bir sunucu mu arıyorsunuz?

Teklif Al →